Dünya Kakao Fiyatlarında Sert Düşüş: 1 Yılda %50’ye Yakın Gerileme
Küresel kakao piyasası, son iki yılda tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşıyor. 2024 boyunca Fildişi Sahili ve Gana gibi ana üretici ülkelerdeki hastalık, kuraklık ve düşük verim nedeniyle hızla yükselen kakao fiyatları, 2025 yılına gelindiğinde sert bir düzeltme sürecine girdi. New York ve Londra vadeli piyasalarında ton başına kakao fiyatı, yalnızca bir yıl içinde 12.000 dolar seviyelerinden 6.000 dolar bandına kadar gerileyerek %50’ye yakın değer kaybı yaşadı. Bu hareket, hem üretici ülkeler hem de çikolata sanayii ve yatırımcılar açısından yeni bir denge arayışına işaret ediyor.
Ralli Nasıl Başladı? 2024’ün “Kakao Şoku”
Fiyatlardaki sert yükselişin arka planında, özellikle Batı Afrika’daki arz şokları bulunuyordu. Dünya kakao üretiminin yaklaşık üçte ikisini sağlayan Fildişi Sahili ve Gana’da görülen mantar hastalıkları, yaşlanan ağaçlar, yetersiz tarımsal yatırım ve olumsuz hava koşulları, 2023–2024 sezonunda verimi ciddi şekilde düşürdü. Üretimdeki bu kayıplar, zaten sınırlı olan küresel stoklarla birleşince, kakao fiyatlarını aylar içinde tarihi seviyelere taşıdı.
Aynı dönemde küresel tedarik zincirindeki aksamalar, yüksek enerji maliyetleri ve navlun fiyatları da kakao maliyetini artırdı. Çikolata üreticileri, maliyet baskısını bir süre fiyatlara yansıtamadı ve önce gramaj düşürme, daha ucuz karışımlar kullanma gibi yöntemlere başvurdu. Ancak ralli uzadıkça, raf fiyatlarındaki artış kaçınılmaz hâle geldi. Bu süreç, 2024’ü hem üretici hem tüketici açısından “kakao krizinin yılı” hâline getirdi.
2025: Arz Toparlanması ve Dönüş Başlangıcı
2025’e gelindiğinde ise tablo kademeli olarak değişmeye başladı. Önce Batı Afrika’da yağış rejiminin normalleşmesi ve yeni sezon beklentilerinin iyileşmesiyle birlikte üretim tahminleri yukarı yönlü revize edildi. Birçok ülkede, önceki yılın yüksek kakao fiyatları çiftçileri yeniden üretime teşvik etti; bahçeler yenilendi, gübre ve ilaç kullanımı arttı, bazı bölgelerde yeni ekim alanları devreye girdi. Böylece arz tarafında beklenenden hızlı bir toparlanma sinyali alındı.
Arz cephesindeki bu iyileşme, piyasanın psikolojisini tersine çevirdi. Daha önce “kıtlık fiyatlaması” ile hareket eden vadeli işlem kontratları, yeni sezon için daha dengeli bir görünüme geçti. Bu da fiyatlarda ilk etapta yavaş bir gevşemeye, ardından ise yılın ikinci yarısında daha sert bir düşüşe zemin hazırladı.
Küresel Resesyon: Talep Ayağını Zayıflattı
Fiyat düşüşünün en az arz kadar önemli diğer ayağı ise küresel resesyon oldu. 2025 yılı itibarıyla dünya ekonomisinde büyüme belirgin şekilde yavaşlarken, birçok ülkede hane halkı harcamaları baskı altında kaldı. Çikolata, genellikle “küçük lüks” kategorisinde yer alan, zorunlu olmayan bir tüketim kalemi. Dolayısıyla ekonomik durgunluk dönemlerinde tüketimi ilk kısılmaya başlanan ürünler arasında yer alıyor.
Avrupa’da tüketici güven endekslerinin gerilemesi, perakende satışlardaki zayıflama ve gıda enflasyonunun yarattığı baskı; çikolata ve kakaolu ürünlere olan talebi aşağı çekti. Premium segmentte faaliyet gösteren markalar, bazı ülkelerde %10–20 aralığında satış kaybı rapor ederken, orta gelir grubuna yönelik ürünlerde de büyüme hızının belirgin şekilde yavaşladığı görüldü. Yüksek kakao maliyetleriyle boğuşan üreticiler, bir yandan gramaj düşürürken, diğer yandan tüketicinin alım gücü nedeniyle fiyat artışlarını sınırlamak zorunda kaldı.
Bu tablo, küresel kakao talebinde zincirleme bir etki yarattı. Özellikle Avrupa ve Asya’daki büyük işleme tesisleri, daha az kakao çekmeye, stok eritmeye ve yeni kontratlara daha temkinli yaklaşmaya başladı. Küresel resesyonun yarattığı bu düşük talep ortamı; arz tarafındaki toparlanma ile birleştiğinde, fiyatlar üzerindeki aşağı yönlü baskı kaçınılmaz hâle geldi.
Spekülatif Pozisyonların Çözülmesi Düşüşü Hızlandırdı
2024 rallisi sırasında kakao piyasasına yoğun giriş yapan hedge fonlar ve spekülatörler, 2025’te aynı hızla pozisyon kapatmaya başladı. Yükseliş döneminde taşıdığı “hikâyeyi” kaybeden kakao kontratları, küresel risk iştahının da zayıflamasıyla birlikte portföylerde ilk vazgeçilen varlıklardan biri oldu. Özellikle resesyon endişelerinin arttığı dönemlerde, fonların vadeli işlemlerde satış yönlü pozisyonlarını güçlendirmesi, fiyatlardaki düşüşü teknik olarak daha da hızlandırdı.
Bu süreçte, 2024’te görülen hızlı yükselişin bir kısmının spekülatif nitelikte olduğu da ortaya çıkmış oldu. Temel arz-talep dinamiklerindeki iyileşmeye ek olarak, fonların piyasadan çıkmasıyla 12.000 dolar seviyelerindeki fiyatlar sürdürülemez bulundu ve kontratlar daha makul denge seviyelerine doğru geri çekildi.
Çikolata Üreticileri ve Perakende Fiyatlar Ne Olacak?
Kakao fiyatlarındaki %50’lik düşüş, teorik olarak çikolata üreticilerinin maliyet yapısında önemli bir rahatlama anlamına geliyor. Ancak pratikte tablo bu kadar basit değil. Birçok üretici, kakao fiyatları zirvede iken yüksek maliyetli uzun vadeli kontratlar yaptı ve bu stokların bir kısmı hâlâ bilançolarda taşınıyor. Ayrıca enerji, işçilik, ambalaj ve lojistik giderleri pek çok ülkede yüksek seyrini koruyor.
Bu nedenle, kakao fiyatlarındaki sert düşüşün raf fiyatlarına birebir ve hızlı şekilde yansıması beklenmiyor. Yine de uzmanlar, 2026’dan itibaren maliyetlerin daha öngörülebilir bir patikaya girmesi hâlinde, özellikle orta segment çikolata ürünlerinde daha rekabetçi fiyatların görülebileceğini ifade ediyor. Premium segmentte ise marka konumlandırması nedeniyle fiyat indirimi yerine, gramaj artışı veya promosyon kampanyaları üzerinden “gizli indirimler” gündeme gelebilir.
Üretici Ülkeler İçin Çifte Kılıç: Gelir Kaybı ve Yatırım Riski
Fiyat düşüşlerinden en fazla etkilenen taraf ise şüphesiz üretici ülkeler. Fildişi Sahili, Gana ve Nijerya gibi ekonomilerde kakao, ihracat gelirlerinin ve çiftçi gelirlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Fiyatların hızlı düşmesi, üreticinin eline geçen gelirin kısa sürede keskin biçimde azalması anlamına geliyor. Bu da orta vadede gübre kullanımı, bahçe bakımı ve yeniden ekim gibi kritik yatırımların ertelenmesine yol açabilir.
Uzmanlar, bugünkü fiyat düşüşünün kısa vadede tüketici ülkeler için avantaj gibi görünse de, üretici bölgelerde gelir kaybı yaratması nedeniyle birkaç yıl sonra yeni bir arz şokunu tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Yani kakao piyasasında bugünkü “ucuzluk”, orta vadede yeni dalgalanmaların habercisi olabilir.
Türkiye Açısından Kakao Fiyatlarındaki Düşüş Ne Anlama Geliyor?
Türkiye kakao üreticisi bir ülke değil; ancak güçlü bir çikolata ve şekerleme sanayisine sahip. Bu nedenle küresel kakao fiyatları, Türkiye’deki çikolata üreticileri için kritik bir maliyet kalemi. Son bir yılda yaşanan düşüş, özellikle ihracat yapan firmalar açısından rekabet gücünü artırıcı bir faktör olabilir. Ancak burada döviz kuru seviyesi, finansman maliyetleri ve iç talepteki durum da belirleyici olacak.
İç piyasada, kakao fiyatlarının düşmesi tek başına raf fiyatlarını aşağı çekmeye yetmeyebilir. Zira Türkiye’de gıda enflasyonu, kira ve enerji maliyetleri, işçilik giderleri ve finansman yükü hâlâ yüksek. Buna rağmen, sektördeki bazı büyük oyuncuların maliyet avantajını ihracat pazarlarını genişletmek, markalaşmaya yatırım yapmak ve katma değerli ürünlere yönelmek için kullanması beklenebilir.
Piyasa Analistleri: “Volatilite Daha Bitmedi”
Analistler, kakao fiyatlarındaki mevcut düşüşün orta vadede kalıcı bir “ucuzluk dönemi” anlamına gelmediği konusunda uyarıyor. İklim değişikliği, üretici ülkelerdeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, tarımsal üretime yönelik yatırım eksikliği gibi faktörler, kakao piyasasında yapısal riskler oluşturmaya devam ediyor. Bu çerçevede, 2026 ve sonrasında hem arz hem talep kaynaklı yeni dalgalanmalar yaşanması şaşırtıcı olmayacak.
Özetle; 2024’teki tarihi ralli sonrasında 2025’te gelen sert düşüş, kakao piyasasında “denge arayışı” dönemine işaret ediyor. Fiyatların bir yılda %50’ye yakın gerilemesinde arz toparlanması, küresel resesyonla zayıflayan talep ve spekülatif pozisyonların çözülmesi birlikte rol oynadı. Önümüzdeki dönemde hem çikolata üreticilerinin stratejileri hem de üretici ülkelerdeki tarımsal politikalar, kakao fiyatlarının yeni denge seviyesini belirleyecek temel faktörler olacak.