Sözleşmeli Tarım Gıda Enflasyonuna Karşı Yeni Kalkan Olabilir

Türkiye’de sözleşmeli tarım modeli gıda enflasyonu üretim planlaması ve alım garantisi analizi

8 Haziran 2026 — Ekonomi365

İstanbul — Türkiye’de gıda fiyatlarındaki oynaklık, tarımsal üretim planlamasını ve sözleşmeli tarım modelini yeniden ekonomi politikasının merkezine taşıdı. Üretici açısından alım garantisi, sanayici açısından hammadde güvenliği, perakende açısından düzenli tedarik ve tüketici açısından daha öngörülebilir gıda fiyatı sağlayabilecek sözleşmeli üretim modeli, enflasyonla mücadelede yapısal araçlardan biri olarak öne çıkıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son yıllarda attığı adımlar, sözleşmeli tarımı yalnızca özel sektör ile çiftçi arasında yapılan ticari bir anlaşma olmaktan çıkarıp, üretim planlaması ve arz güvenliği politikasıyla bağlantılı bir zemine taşıdı. 15 Eylül 2023 tarihli Sözleşmeli Üretimin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, üretici ile alıcı arasındaki sözleşmelerin kapsamını, fiyat belirleme yöntemlerini, teslimat koşullarını, sigorta yükümlülüklerini, cezai şartları ve kayıt sistemini daha belirgin hale getirdi.

Bu düzenleme, Türkiye tarımı açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Çünkü ülkede yıllardır bazı ürünlerde “bir yıl yüksek fiyat, ertesi yıl aşırı ekim ve fiyat çöküşü” döngüsü yaşanıyor. Patates, soğan, domates, bakliyat, süt ve yem bitkileri gibi ürünlerde üretim kararlarının çoğu zaman geçmiş yıl fiyatlarına göre verilmesi, arz fazlası veya arz açığı yaratarak tüketici fiyatlarında sert dalgalanmalara neden oluyor. Sözleşmeli üretim modeli, bu döngüyü kırabilecek araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Sözleşmeli Tarım Nedir?

Sözleşmeli tarım, üretici ile alıcının üretim başlamadan önce ürün miktarı, kalite standardı, teslimat tarihi, fiyat veya fiyat belirleme yöntemi, teknik destek, avans, sigorta ve cezai şart gibi başlıkları yazılı olarak belirlediği üretim modelidir. Modelin temel amacı, üreticiye pazarlama güvencesi sağlarken alıcıya da düzenli ve standart hammadde temin etmektir.

Türkiye’de sözleşmeli üretim yeni bir kavram değil. Şeker pancarı, tütün, sanayi tipi domates, kanatlı eti, süt, yem bitkileri, tohumculuk, dondurulmuş gıda ve bazı bakliyat ürünlerinde uzun yıllardır farklı biçimlerde uygulanıyor. Ancak son dönemde fark yaratan unsur, modelin kamu otoritesi tarafından daha sistematik biçimde düzenlenmesi ve üretim planlamasıyla ilişkilendirilmesi oldu.

Yeni çerçevede sözleşmeli üretim, yalnızca çiftçi ile sanayici arasında yapılan özel bir ticari anlaşma değil; arz güvenliği, gıda fiyat istikrarı, tarımsal veri üretimi ve destekleme politikalarıyla bağlantılı bir yapı olarak konumlandırılıyor. Bu nedenle modelin başarısı, yalnızca sözleşme sayısının artmasına değil, sözleşmelerin adil, uygulanabilir ve denetlenebilir olmasına bağlı olacak.

Hükümetin Attığı Adımlar

Hükümet tarafında en önemli adım, sözleşmeli üretimin mevzuat zeminine kavuşturulması oldu. Sözleşmeli Üretimin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile üretici, alıcı, tarımsal örgüt, üretim varlığı, ürün teslimi, sözleşme süresi, kayıt sistemi, sigorta, fiyat güncellemesi ve fesih süreçleri daha açık hale getirildi.

Yönetmelikte sözleşmeli üretimde irade serbestisi esas alınırken, Bakanlığa belirli ürün veya ürün gruplarında sözleşmeli üretimi zorunlu hale getirebilme yetkisi de tanındı. Salgın hastalık, arz güvenliği, tarım ürünleri ticaretindeki gelişmeler, iç ve dış talebe göre üretimin ayarlanması veya bitki ve hayvan sağlığının korunması gibi gerekçelerle kamu otoritesi belirli alanlarda sözleşmeli üretimi zorunlu kılabilecek.

Bu madde, sözleşmeli tarımı stratejik hale getiriyor. Çünkü tarımda arz güvenliği yalnızca çiftçinin kararına veya piyasa fiyatına bırakılamayacak kadar kritik bir konuya dönüştü. Kuraklık, iklim değişikliği, jeopolitik riskler, ithalat maliyetleri ve gıda fiyatlarındaki artış, devletin üretim desenini daha yakından izlemesini zorunlu kılıyor.

Bir diğer önemli adım, sözleşmeli üretim yönetim sistemi oldu. Bu sistemle sözleşmelerin, teslim belgelerinin, sözleşme değişikliklerinin ve fesihlerin kayıt altına alınması hedefleniyor. Sağlıklı işleyen bir veri tabanı, hangi bölgede hangi ürün için ne kadar sözleşme yapıldığını, hangi üreticinin ne kadar ürün teslim ettiğini ve hangi üründe arz açığı veya fazlası oluşabileceğini önceden görmeyi mümkün hale getirebilir.

Tip Sözleşmeler ve Üretici Koruması

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan tip sözleşmeler, özellikle küçük üreticinin korunması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Bireysel üretici, üretici grubu, tarımsal örgüt ve tohumculuk alanlarına yönelik tip sözleşmeler, tarafların temel hak ve yükümlülüklerini standart hale getiriyor.

Bu yapı, sözleşmeli tarımın en hassas noktasına temas ediyor. Çünkü küçük üretici ile büyük alıcı arasındaki pazarlık gücü çoğu zaman eşit değil. Alıcı tarafında büyük sanayi şirketleri, perakende zincirleri veya ihracatçı firmalar bulunurken, üretici tarafında küçük ve orta ölçekli çiftçiler yer alıyor. Bu dengesizlik, kötü tasarlanmış sözleşmelerde üretici aleyhine sonuç doğurabilir.

Tip sözleşmelerin yaygın kullanımı, fiyat, teslimat, kalite, fire, avans, cezai şart ve mücbir sebep hükümlerinde asgari bir standart sağlayabilir. Ancak tip sözleşmenin varlığı tek başına yeterli değil. Üreticinin sözleşmeyi anlayabilmesi, tarımsal örgütlerin üretici adına pazarlık yapabilmesi ve ihtilaf durumunda hızlı çözüm mekanizmasının çalışması gerekiyor.

Sigorta ve Risk Yönetimi

Yeni çerçevede sözleşmeli üretime konu ürünlerin veya üretim varlıklarının sigortalanması da önem kazanıyor. Tarımda enflasyonun arkasında yalnızca piyasa yapısı değil; don, kuraklık, sel, dolu, hastalık ve verim kaybı gibi doğrudan üretim riskleri de bulunuyor. Üretim düştüğünde fiyatlar hızla yükseliyor, üretici zarar ettiğinde sonraki yıl ekim kararını değiştiriyor ve piyasa döngüsü yeniden bozuluyor.

Sigorta zorunluluğu, üreticinin afet veya verim kaybı karşısında tamamen korunmasız kalmasını önleyebilir. Ancak tüketici fiyatlarına olumlu etki yaratabilmesi için sigortanın üretim planlaması, sulama yatırımları, depolama kapasitesi, soğuk zincir ve lojistik altyapısıyla birlikte çalışması gerekiyor. Aksi halde sigorta yalnızca üreticinin zararını sınırlayan bir araç olarak kalır, fiyat istikrarına etkisi sınırlı olur.

Piyasa Sözleşmeli Üretime Daha Fazla Yöneliyor

Piyasa tarafında sözleşmeli tarıma yöneliş özellikle gıda sanayisi, organize perakende ve yem-süt zincirinde hızlanıyor. Sanayi şirketleri için düzenli hammadde tedariki, kalite standardı ve izlenebilirlik giderek daha kritik hale geliyor. Perakende tarafında ise raf fiyatını kontrol edebilmek için üreticiyle doğrudan veya kooperatifler üzerinden bağlantı kurma eğilimi artıyor.

Süt ve yem sektöründe sözleşmeli üretim modeli, üreticiye teknik destek ve alım garantisi sağlarken sanayiciye kalite ve miktar güvencesi veriyor. Sanayi tipi domates, dondurulmuş patates, konserve sebze, bakliyat ve tohumculuk alanlarında da benzer yapı öne çıkıyor. Bu ürünlerde fabrika kapasitesinin verimli çalışması, üretim döneminde yeterli ve standart hammadde bulunmasına bağlı.

Organize perakende tarafında da alım garantili modeller yaygınlaşıyor. Perakende zincirleri yerli bakliyat, patates, sebze ve meyve üretiminde çiftçiye tohum, eğitim, teknik destek, lojistik ve alım garantisi sağlayarak hem tedarik zincirini güvenceye almak hem de tüketiciye daha istikrarlı fiyat sunmak istiyor. Bu model doğru uygulandığında aracı sayısını azaltabilir ve ürünün tarladan rafa geliş sürecini daha izlenebilir hale getirebilir.

BIST Şirketlerinde Sözleşmeli Tarım Öne Çıkıyor

Borsa İstanbul’da işlem gören bazı gıda ve tarım şirketlerinin faaliyet raporları ile KAP açıklamaları, sözleşmeli tarım modelinin artık yalnızca çiftçi ile sanayici arasındaki klasik hammadde tedarik ilişkisi olmaktan çıktığını gösteriyor. Model; gıda arz güvenliği, maliyet öngörülebilirliği, fabrika kapasite kullanımı, ürün standardı ve fiyat istikrarı açısından stratejik bir başlığa dönüşüyor.

Konfrut Tarım, sözleşmeli tarım modelini en görünür kullanan şirketlerden biri olarak öne çıkıyor. Şirketin tarımsal tedarik zinciri yaklaşımı; üreticinin yalnızca ürün teslim ettiği değil, toprak hazırlığından fide teminine, teknik destekten hasat ve lojistik süreçlerine kadar daha entegre bir yapının kurulduğu modele işaret ediyor. Bu yapı, özellikle endüstriyel tarım ürünlerinde kalite standardını ve hammadde sürekliliğini güçlendiren bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Tukaş tarafında sözleşmeli üretim modeli, ağırlıklı olarak domates, kapya biber, mısır ve sebze tedariğinde hammadde arz güvenliği amacıyla kullanılıyor. Şirketin salça, konserve, turşu ve dondurulmuş gıda gibi ürün gruplarında üretim kapasitesini verimli kullanabilmesi, sezon içinde yeterli miktarda ve standart kalitede tarımsal hammaddeye ulaşmasına bağlı. Bu nedenle Tukaş açısından sözleşmeli tarım, yalnızca çiftçiyle yapılan alım anlaşması değil; üretim planlaması, maliyet kontrolü ve sanayi ölçeğinde sürdürülebilir tedarik aracı olarak öne çıkıyor.

Atakey Patates ise sözleşmeli tarımı en sayısal ve operasyonel biçimde kullanan şirketlerden biri konumunda bulunuyor. Patates gibi Türkiye’de zaman zaman sert fiyat dalgalanmalarına konu olan bir üründe sözleşmeli üretici ağıyla çalışılması, hem sanayi tipi patates tedariğini güvence altına alıyor hem de üretim planlamasına katkı sağlıyor. Şirketin çok sayıda üretici ve farklı ilde yürüttüğü model, sözleşmeli tarımın ölçek ekonomisi açısından nasıl kullanılabileceğine dair önemli örneklerden biri olarak dikkat çekiyor.

Frigo-Pak cephesinde sözleşmeli tarım, özellikle hammadde arz güvenliği ve doğrudan üretim riskinin yönetilmesi açısından öne çıkıyor. Şirketin meyve-sebze konservesi tarafında sözleşmeli üretici sahaları üzerinden ilerleme stratejisi, iklim, işçilik, maliyet ve verim baskısının arttığı bir dönemde sanayicinin riski tek başına üstlenmek yerine üretici ağıyla paylaşma eğilimini gösteriyor.

Agrotech’in sözleşmeli tarım ve stratejik ortaklık başlıklı açıklamaları, modelin teknoloji, saha desteği ve tarımsal verimlilik tarafına da taşındığını ortaya koyuyor. Fade Gıda’da ise kurutulmuş domates tedariğinde sözleşmeli çiftçi modeli, şirketin kendi üretimiyle dış tedariki birlikte kullandığı karma bir yapı oluşturuyor.

Bu örnekler, BIST şirketleri açısından sözleşmeli tarımın giderek daha kritik bir rekabet unsuruna dönüştüğünü gösteriyor. Konfrut, Tukaş, Atakey Patates, Frigo-Pak, Agrotech ve Fade Gıda gibi şirketlerde görülen uygulamalar; tarımsal hammaddenin fiyat, miktar ve kalite bakımından güvence altına alınmasının yalnızca şirket kârlılığı için değil, gıda fiyatlarında istikrar ve enflasyonla mücadele açısından da önem taşıdığını ortaya koyuyor.

Özellikle domates, patates, bakliyat, konserve sebze, kurutulmuş domates, yem bitkileri ve sanayi tipi tarımsal ürünlerde sözleşmeli üretim modelinin yaygınlaşması, arz fazlası ve arz açığı döngüsünü sınırlayabilir. Bu yapı doğru fiyat formülleri, üretici örgütleri ve şeffaf veri sistemiyle desteklendiğinde, tüketici fiyatlarında ani sıçramaların önüne geçilmesine katkı sunabilir.

```

Gıda Enflasyonuna Etki Kanalları

Sözleşmeli tarımın enflasyon üzerindeki etkisi doğrudan “fiyatı sabitlemek” şeklinde çalışmaz. Asıl etki, arz şoklarını azaltmak, üretim miktarını öngörülebilir hale getirmek, hammadde maliyetini daha erken belirlemek ve tedarik zincirindeki belirsizliği düşürmek üzerinden ortaya çıkar.

Birinci kanal arz dalgalanmasının azaltılmasıdır. Üretici ne kadar ürün ekeceğini, alıcı ne kadar ürün alacağını, devlet ise hangi bölgede hangi ürünün ne ölçüde üretileceğini daha erken görebilirse arz fazlası veya arz açığı ihtimali azalır. Bu da fiyatların bir yıl çöküp ertesi yıl sıçraması riskini düşürür.

İkinci kanal maliyet öngörülebilirliğidir. Gıda sanayicisi üretim sezonu başlamadan önce hammadde maliyetini veya fiyat formülünü bilirse, nihai ürün fiyatlamasını daha sağlıklı yapabilir. Ani hammadde zamları, raf fiyatlarına sert şekilde yansımayabilir. Bu durum özellikle salça, konserve, süt ürünleri, unlu mamuller, yem, et ve bakliyat zincirinde önemlidir.

Üçüncü kanal verim ve kalite artışıdır. Sözleşmeli üretimde alıcı çoğu zaman tohum, fide, gübreleme, sulama, ilaçlama, hasat zamanı ve kalite standardı konusunda teknik destek verir. Bu destek, birim alandan alınan verimi artırabilir ve fire oranını düşürebilir. Fire azaldığında aynı tüketici talebi daha düşük kayıpla karşılanır.

Dördüncü kanal aracı zincirinin kısalmasıdır. Üreticiden doğrudan sanayiciye veya perakendeciye giden ürünlerde aracı sayısı azalabilir. Bu, üretici fiyatı ile tüketici fiyatı arasındaki makası daraltabilir. Ancak bu etki otomatik değildir. Büyük alıcıların piyasa gücü artarsa, üretici fiyatı baskılanabilir. Bu nedenle üretici örgütleri ve kooperatifler modelin merkezinde yer almalıdır.

Enflasyonu Tek Başına Düşürmez, Ama Fiyat Şoklarını Azaltabilir

Sözleşmeli tarımın enflasyona katkısı konusunda gerçekçi olmak gerekiyor. Türkiye’de gıda enflasyonunu belirleyen unsurlar çok katmanlıdır. Döviz kuru, mazot, gübre, yem, elektrik, işçilik, kira, ambalaj, lojistik, iklim koşulları, ithalat maliyeti, depolama yetersizliği ve piyasa aracılık yapısı gıda fiyatları üzerinde güçlü etkiye sahiptir.

Bu nedenle sözleşmeli tarım tek başına gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşüremez. Ancak doğru tasarlandığında gıda fiyatlarında ani sıçramaları, ürün bazlı arz krizlerini ve plansız üretim kaynaklı oynaklığı azaltabilir. Enflasyonla mücadelede para politikası kadar arz tarafı politikalarının da önemli olduğu bir dönemde, sözleşmeli üretim bu açıdan tamamlayıcı bir araçtır.

Özellikle patates, soğan, bakliyat, yem bitkileri, süt, et, sanayi tipi domates, yağlı tohumlar ve stratejik tarım ürünlerinde sözleşmeli modelin yaygınlaşması, fiyat istikrarı açısından daha güçlü sonuç verebilir. Bu ürünler hem hanehalkı tüketiminde hem de gıda sanayisinin maliyet yapısında önemli yer tutuyor.

Üretici Açısından Fırsatlar ve Riskler

Üretici açısından sözleşmeli tarımın en büyük avantajı pazarlama güvencesidir. Çiftçi, üretime başlamadan önce ürününü kime satacağını, hangi kalite standardının istendiğini ve fiyatın nasıl belirleneceğini bilir. Bu durum finansmana erişimi kolaylaştırabilir ve üreticinin planlama kabiliyetini artırabilir.

Alıcı tarafından sağlanan tohum, fide, gübre, yem, teknik danışmanlık veya nakdi avans gibi destekler de üretici için önemli avantaj yaratabilir. Özellikle küçük üreticiler için sezon başı finansman yükü ciddi bir sorundur. Sözleşmeli üretim bu yükü hafifletebilir.

Ancak riskler de vardır. Fiyat formülü adil kurulmazsa üretici enflasyon karşısında zarar edebilir. Sabit fiyatlı sözleşmelerde girdi maliyetleri hızla artarsa çiftçi hasat zamanı zarar yazabilir. Tersine, piyasa fiyatı sözleşme fiyatının çok üzerine çıkarsa üretici sözleşmeyi ihlal ederek ürünü başka kanala satmak isteyebilir. Bu nedenle fiyat formülünün girdi maliyetleri, kalite primi, piyasa referansı ve taban fiyatı birlikte dikkate alması gerekir.

Alıcı ve Sanayici Açısından Önemi

Sanayici açısından sözleşmeli üretim, fabrika kapasitesinin düzenli çalışması için kritik öneme sahiptir. Gıda sanayisinde üretim hattının boş kalması, yalnızca hammadde eksikliği değil, aynı zamanda işçilik, enerji, amortisman ve ihracat taahhütleri açısından da maliyet yaratır.

Sözleşmeli üretim sayesinde sanayici, sezon başında hangi miktarda hammaddeye erişebileceğini ve kalite standardını daha net görebilir. Bu da üretim, stok, ihracat ve fiyatlama kararlarını daha sağlıklı hale getirir. Özellikle ihracata dönük gıda sanayisinde kalite ve izlenebilirlik, alıcı ülkeler açısından giderek daha önemli hale geliyor.

Perakende tarafında ise tedarik güvenliği öne çıkıyor. Raflarda düzenli ürün bulunması, ani fiyat artışlarının sınırlanması ve tüketici güveninin korunması için üreticiyle daha doğrudan ilişki kurulması gerekiyor. Sözleşmeli tarım bu noktada perakendeye de stratejik avantaj sağlıyor.

Kamu İçin Stratejik Değer

Kamu açısından sözleşmeli tarımın en önemli değeri, veri üretmesidir. Tarımda hangi ürünün ne kadar ekileceğini, hangi bölgede ne kadar üretim taahhüdü oluştuğunu ve hangi ürünlerde arz açığı riski bulunduğunu önceden görmek, gıda fiyat istikrarı için kritik önemdedir.

Bu veri, destekleme politikalarının daha hedefli uygulanmasını sağlayabilir. Üretim planlaması kapsamında stratejik ürünlere verilen destekler, sözleşmeli üretim verileriyle birleştirildiğinde kaynaklar daha verimli kullanılabilir. Devlet, arz açığı riski taşıyan ürünlerde üretimi teşvik edebilir; arz fazlası riski olan ürünlerde ise üreticiyi alternatif ürünlere yönlendirebilir.

Bu yaklaşım, uzun vadede ithalat baskısını da azaltabilir. Türkiye’nin yem, yağlı tohum, bakliyat ve bazı sanayi hammaddelerinde ithalata bağımlılığı, döviz kuru geçişkenliği üzerinden gıda fiyatlarını etkiliyor. Yerli üretimin sözleşmeli modelle artırılması, ithalat kaynaklı fiyat şoklarını sınırlayabilir.

Modelin Başarısı İçin Gerekli Şartlar

Sözleşmeli tarımın enflasyonla mücadelede etkili olabilmesi için bazı şartların aynı anda sağlanması gerekiyor. İlk şart, fiyat formüllerinin adil ve güncellenebilir olmasıdır. Üreticinin girdi maliyeti artarken sabit fiyatla üretime zorlanması, modelin sürdürülebilirliğini bozar.

İkinci şart, üretici örgütlerinin güçlendirilmesidir. Küçük çiftçinin büyük alıcıyla tek başına pazarlık yapması çoğu zaman sağlıklı sonuç vermez. Kooperatifler, üretici birlikleri ve tarımsal örgütler sözleşmeye taraf olduğunda üreticinin pazarlık gücü artar.

Üçüncü şart, şeffaf veridir. Ürün bazında kaç sözleşme yapıldığı, ne kadar alanın sözleşmeli üretime ayrıldığı, teslim oranlarının ne olduğu, hangi ürünlerde sözleşme ihlali yaşandığı ve ortalama fiyat formüllerinin nasıl oluştuğu düzenli açıklanmalıdır. Bu veriler olmadan modelin enflasyona etkisi ölçülemez.

Dördüncü şart, depolama ve lojistik altyapısıdır. Ürün tarladan çıktıktan sonra soğuk zincir, lisanslı depo, paketleme, taşıma ve işleme kapasitesi yetersizse sözleşmeli üretim tek başına fiyat istikrarı sağlayamaz. Özellikle yaş meyve-sebze tarafında fire oranlarının azaltılması, enflasyon etkisi açısından kritik önemdedir.

Türkiye İçin Gerçekçi Senaryo

Türkiye’de sözleşmeli tarımın kısa vadede gıda enflasyonunu hızla düşürmesini beklemek gerçekçi değildir. Ancak orta vadede doğru ürün gruplarında yaygınlaşması, fiyat oynaklığını azaltabilir. Özellikle üretim döngüsü sık bozulan, arz-talep dengesi kolay değişen ve tüketici sepetinde ağırlığı yüksek ürünlerde model daha hızlı sonuç verebilir.

Patates, soğan, bakliyat, sanayi tipi domates, süt, yem bitkileri, etlik üretim, yağlı tohumlar ve bazı hububat ürünleri bu açıdan öncelikli alanlar arasında görülüyor. Bu ürünlerde sözleşmeli üretim hem üretici gelirini hem sanayici tedarikini hem de tüketici fiyatını daha istikrarlı hale getirebilir.

Ancak modelin yanlış uygulanması halinde ters sonuçlar da doğabilir. Büyük alıcıların üretici üzerinde fiyat baskısı kurması, çiftçinin sözleşmeli üretimden uzaklaşmasına neden olabilir. Bu nedenle kamu denetimi, üretici örgütleri ve şeffaf fiyat formülleri kritik önem taşıyor.

Değerlendirme

Türkiye’de sözleşmeli tarım modeli, gıda enflasyonuyla mücadelede tek başına çözüm değildir; ancak doğru tasarlanırsa en güçlü yapısal araçlardan biri olabilir. Hükümetin mevzuat, kayıt sistemi, tip sözleşme, sigorta ve üretim planlaması alanında attığı adımlar, modelin daha kurumsal bir zemine taşındığını gösteriyor. Piyasa tarafında ise sanayi ve organize perakende, alım garantili ve teknik destekli üretim modellerine daha fazla yöneliyor.

Modelin asıl katkısı, fiyatları idari olarak baskılamak değil; arzı planlamak, üreticiye güvence vermek, sanayiciye hammadde öngörüsü sağlamak ve tüketici fiyatlarında ani sıçramaları azaltmak olacaktır. Türkiye’de gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek için para politikası kadar üretim, lojistik, depolama, sulama, kooperatifleşme ve tarımsal veri politikalarının da birlikte çalışması gerekiyor.

Bu nedenle sözleşmeli tarım, Türkiye için yalnızca tarımsal bir model değil, aynı zamanda enflasyonla mücadelede arz yönlü bir reform başlığıdır. Doğru ürünlerde, adil fiyat formülleriyle, güçlü üretici örgütleriyle ve şeffaf veri sistemiyle uygulanması halinde, gıda fiyatlarındaki oynaklığı azaltarak enflasyon görünümüne kalıcı katkı sunabilir.