Çin, Körfez ve Türk Müteahhitler Suriye’nin 216 Milyar Dolarlık İmar Pazarında Konum Alıyor

Suriye yeniden imar projeleri, altyapı ve enerji yatırımları

15 Şubat 2026 — Ekonomi365

Suriye’nin savaş sonrası yeniden inşa süreci 2026 itibarıyla yeniden yatırım ajandasına girdi. Çin merkezli GCI Grubu’nun “yeniden imar projelerine katılım niyeti” açıklaması, Körfez kaynaklı sermayenin altyapı paketleri için sahaya inme sinyalleri ve bölgesel ticaret hatlarının yeniden kurulmasına dönük diplomatik trafik, uzun süre “yüksek risk–düşük şeffaflık” bandında kalan dosyayı yeniden fiyatlanabilir bir pazar haline getiriyor.

Piyasanın ölçeği büyük, çerçevesi ise sınırlayıcı. Dünya Bankası kaynaklı hasar ve yeniden inşa tahminleri, Suriye’nin yeniden inşası için toplam maliyetin 216 milyar dolar bandına işaret ediyor. Bu büyüklük, tek başına bir “müteahhitlik” hikâyesinden ziyade; enerji arz güvenliği, lojistik omurga, kamu altyapısı ve konut stokunun birlikte ele alınmasını gerektiren makro bir yeniden yapılanma sürecine karşılık geliyor. Sahaya girmek isteyen yatırımcılar açısından kritik soru şu: Bu pazar hangi finansman kanallarıyla açılacak, yaptırım uyumu nasıl yönetilecek ve operasyonel risk primi ne seviyede kalacak?

Türkiye cephesinde ise denklem daha pragmatik: Coğrafi yakınlık, lojistik maliyeti ve bölgesel saha tecrübesi nedeniyle Türk müteahhitlik ve enerji şirketleri, “kritik projeler” için hazırlıklarını hızlandırıyor. Ancak rekabet sadece fiyat/teslim süresi ekseninde değil; ödeme güvenliği, sigorta/teminat yapısı ve uluslararası uyum süreçleri üzerinden şekilleniyor.

Enerji Geliri Olmadan İmarın Finansmanı Zor: İlk Dalga Elektrik ve Yakıt Altyapısında

Suriye imar dosyasının finansal mantığı net: Enerji arzı toparlanmadan sanayi üretimi, istihdam ve kamu gelirleri toparlanmıyor; kamu gelirleri toparlanmadan da büyük ölçekli konut ve altyapı projeleri sürdürülebilir bir finansman zemini bulamıyor. Bu nedenle 2026’da ilk fazın odağında “enerji ve temel hizmetler” bulunuyor.

Bu başlık, yalnızca yeni santral yatırımı anlamına gelmiyor. Mevcut elektrik iletim/dağıtım şebekesinin rehabilitasyonu, trafo merkezleri, kritik hatların yenilenmesi, yakıt lojistiğinin normalleşmesi, sahalarda bakım-onarım ve verimlilik artırıcı modernizasyon paketleri de aynı sepetin içinde. Yatırımcı açısından bu projeler iki nedenle öne çıkıyor: Birincisi, nakit akışı yaratma potansiyeli. İkincisi, politik öncelik listesinde “en yukarıda” yer alması nedeniyle sözleşme devamlılığı olasılığının görece daha yüksek görülmesi.

Enerji projelerinin içeriğinde ayrıca bölgesel bağlantılar da var. Elektrik arzında süreklilik sağlanması, sınır ticareti ve lojistik koridorlarının yeniden çalışması için de kritik. Bu nedenle enerji paketi, imarın “çekirdek finansman motoru” gibi ele alınıyor.

Çin: Modüler ve Paketli İlerleme, Risk Dağıtımı

GCI’nin yaklaşımı, yüksek riskli pazarlarda Çinli grupların sık kullandığı bir yönteme işaret ediyor: Büyük bir “tek proje” yerine, daha küçük ama birbirini tamamlayan iş paketleriyle ilerlemek. Altyapı, enerji ekipmanları, mühendislik hizmetleri, dijital çözümler ve tedarik zinciri yönetimi gibi kalemlerin bir arada değerlendirilmesi; hem ölçek ekonomisi yaratıyor hem de riskin tek bir sözleşmede yoğunlaşmasını engelliyor.

Çin’in avantajı, finansman ve tedarik zinciri kapasitesinin birlikte çalıştırılabilmesi. Ancak bu avantaj, otomatik bir “sorunsuz uygulama” anlamına gelmiyor. Suriye özelinde yatırımların en kırılgan noktası; ödeme mekanizması, teminat yapısı ve sahada operasyonel süreklilik. Çinli gruplar bu riskleri genellikle daha yüksek teminat, daha sıkı teslimat/garanti maddeleri ve daha kısa nakit dönüşü hedefleyen sözleşme tasarımlarıyla yönetme eğiliminde.

Bu da Şam yönetimi için ayrı bir pazarlık alanı yaratıyor: Hızlı teslimat ve finansman karşılığında sözleşme koşullarında daha sert bir yapı kabul edilecek mi? Bu sorunun yanıtı, ilerleyen haftalarda netleşecek ihaleler ve mutabakat metinleriyle görünür hale gelecek.

Körfez Sermayesi: Likidite Gücüyle “Görünür Altyapı”

Körfez kaynaklı sermayenin Suriye’ye yaklaşımı, daha çok yüksek görünürlüklü altyapı yatırımları üzerinden okunuyor. Havaalanı kapasite artırımı, ana ulaşım arterleri, telekom altyapısı ve lojistik bağlantılar; hem ekonomik geri dönüş hem de diplomatik normalleşmeyi “somut varlık” üzerinden pekiştirme potansiyeli taşıyor.

Bu projelerde yatırımcılar açısından en kritik parametre, gelir modeli. Havaalanı ve lojistik yatırımları genellikle işletme gelirlerine dayalı uzun vadeli sözleşmelerle kurgulanır. Ancak yaptırım ortamında, gelir akışlarının hangi para birimiyle, hangi bankacılık kanalları üzerinden ve hangi sigorta paketleriyle güvence altına alınacağı belirleyici.

Körfez fonlarının güçlü tarafı likidite ve proje finansmanı kası olsa da, uyum ve itibar riskini yönetme refleksi daha yüksektir. Dolayısıyla bu segmentte ilerleme, sözleşmelerin uluslararası uyum çerçevesiyle nasıl tasarlandığına bağlı olacak.

Türkiye: Lojistik Avantaj, Operasyonel Hız ve Malzeme Tedarik Zinciri

Türk şirketlerinin Suriye imar pazarında üç temel avantajı bulunuyor: birincisi coğrafi yakınlık ve düşük lojistik maliyet. İkincisi, bölgesel saha tecrübesi ve hızlı mobilizasyon kabiliyeti. Üçüncüsü ise inşaat malzemeleri ve ara malı tedarikinde güçlü üretim kapasitesi.

İmarın en maliyetli kalemleri arasında çimento, demir-çelik, kablo, enerji ekipmanları ve mekanik/elektrik bileşenleri yer alıyor. Türkiye’nin bu kalemlerdeki üretim kapasitesi, projelerin toplam sermaye maliyetini aşağı çekebilecek bir unsur. Ayrıca sınır ticareti ve kısa teslim süreleri, “hızlı kazanım” hedefleyen projelerde Türk firmalarını rekabetçi kılabilir.

Türk müteahhitlik firmaları açısından öne çıkan segmentler ise konut üretimi, hızlı altyapı inşası (yol, köprü, şebeke yenileme) ve enerji dağıtım modernizasyonu. Ancak bu alanlarda “iş almanın” ön koşulu, ödeme güvenliğinin tesis edilmesi. İmar pazarı, nominal büyüklük açısından büyük olsa da; nakit dönüşü belirsiz projeler, firmaların bilanço riskini hızla yükseltebilir. Bu nedenle Türk şirketlerinin sahaya girişinde; teminat yapısı, avans mekanizması, hakediş ödeme döngüsü ve tahkim maddeleri belirleyici olacak.

Coğrafya: Şam–Halep Kentsel Hat ve Enerjide Üretim Sahaları

Yeniden imarın “kentsel” odağı Şam, Halep ve Humus gibi merkezlerde konut stokunun yenilenmesi, kamu binalarının onarımı ve temel altyapının (su/kanalizasyon/elektrik) çalışır hale getirilmesi. Bu segmentin sosyal getirisi yüksek, ancak finansmanı daha zor. Konut projeleri sadece betonarme üretimi değildir; tapu kayıtları, mülkiyet ihtilafları, şehir planlama ve nüfus geri dönüşü gibi başlıkları içerir. Bu nedenle konut segmenti genellikle daha uzun vadeli ve daha parçalı ilerler.

Enerji tarafında ise ağırlık, üretim sahaları ve iletim hatlarında. Bu alanlar, kamu gelirleri ve arz güvenliği nedeniyle yatırım önceliği taşıyor. Enerjide toparlanma sağlanmadan, sanayi bölgelerinin sürdürülebilir şekilde devreye alınması ve lojistik koridorların canlanması zor.

Finansman–Yaptırım–Sigorta Üçgeni: Asıl Darboğaz Paranın Yolu

Suriye imar piyasasının risk primi, çoğunlukla “fiziki inşaat” riskinden değil; finansal sistem riskinden kaynaklanıyor. Yaptırımlar, bankacılık kanallarını daraltırken; sigorta ve reasürans maliyetleri proje finansmanını pahalılaştırıyor. Bu tablo, yatırımcıları alternatif modellere yönlendiriyor: üçüncü ülke bankaları, özel amaçlı şirketler (SPV), takas benzeri yapılandırmalar veya gelir paylaşımı esaslı sözleşmeler.

Bu noktada kritik soru şu: İmar projelerinin finansmanı hangi para birimiyle ve hangi kanalla dönecek? Nakit akışının güvence altına alınmadığı senaryoda, büyük ölçekli projeler “kağıt üzerinde” kalma riski taşır. Yatırımcı için yaptırım uyumu sadece hukuki bir madde değil; ödeme zincirinin çalışıp çalışmayacağını belirleyen operasyonel bir faktördür.

Risk Haritası: Hukuk, Finans, Operasyon

Yatırımcıların Suriye dosyasında fiyatladığı riskler üç başlıkta toplanıyor. İlki hukuki risk: sözleşme icrası, tahkim mekanizmaları, yerel mevzuat ve mülkiyet ihtilafları. İkincisi finansal risk: ödeme zinciri, yaptırım uyumu, para transferi ve kur riski. Üçüncüsü ise operasyonel risk: güvenlik koşulları, lojistik süreklilik ve sahada insan kaynağı yönetimi.

Bu riskler aynı anda yükseldiğinde, sermaye maliyeti artar ve projeler daha kısa vadeli “hızlı dönüş” hedeflerine sıkışır. Bu da konut gibi uzun vadeli sosyal projelerin geride kalmasına yol açabilir. Dolayısıyla imar sürecinin dengeli ilerlemesi, enerji gelirlerinin artması ve finansman kanallarının kademeli şekilde genişlemesine bağlı.

Rekabetin Parametreleri: Fiyat Değil, Finansman ve Uyum

Sahada rekabetin tek parametresi fiyat değil. 2026’da Suriye imar pazarında “kim kazanır” sorusunun yanıtı; finansman sağlayabilen, yaptırım uyumunu yönetebilen, sigorta/teminat paketini kurabilen ve sahada kesintisiz operasyon yürütebilen aktörlere işaret ediyor. Bu çerçevede Çinli gruplar tedarik ve finansman koordinasyonuyla, Körfez fonları likidite gücüyle, Türk firmaları ise operasyonel hız ve lojistik avantajla öne çıkmaya çalışıyor.

Ancak her üç oyuncu için de ortak kırılganlık, ödeme güvenliği. İmar dosyasında gerçek ivme, niyet beyanlarıyla değil; imzalanan sözleşmelerin hakedişlerinin zamanında ödenmesiyle ölçülecek.

Değerlendirme

Suriye’nin yeniden inşası 2026 itibarıyla “çok aktörlü, yüksek riskli” bir yatırım rekabetine dönüştü. Çinli GCI’nin sahaya giriş niyeti, Körfez sermayesinin altyapı paketleri ve Türk şirketlerinin kritik projeler için hızlanan hazırlıkları; pazarın yeniden açılabileceğine dair sinyal üretse de, belirleyici olan sözleşme sayısından çok sermayenin sahaya akış hızı olacak.

Beklenen senaryo, tek seferde dev bir yeniden inşa atağından ziyade; önce enerji ve temel hizmetlerde hızlı projeler, ardından lojistik ve havaalanı benzeri görünür yatırımlar ve finansman imkanlarına bağlı olarak daha büyük konut paketleri şeklinde kademeli bir akış. Bu akışın temposunu ise yaptırım uyumunun netleşmesi, bankacılık/ödeme kanallarının açılması ve sigorta/teminat maliyetlerinin düşmesi belirleyecek.

Özetle, Suriye imarı bir “inşaat işi” olmaktan çok; enerji gelirleri, finansman kanalları ve risk primi üzerinden fiyatlanan bir makro yeniden yapılanma süreci. Sahaya kimlerin gireceğini, ihaleler kadar paranın nasıl döneceği belirleyecek.