İran’da Savaşın 5. Ayında Et Türkiye’den Ucuz:

Planlı Tarım Enflasyonu Düşürebilir mi?

İran’dan paylaşılan fiyatlarda dana eti 420 TL, kıyma 315 TL karşılığına satılırken Türkiye’de indirim marketlerinde kıyma 825 TL’ye, kuşbaşı yaklaşık 1.000 TL’ye ulaşıyor. Nominal karşılaştırma İran halkının satın alma gücünün daha yüksek olduğunu göstermese de Türkiye’de enflasyonun yalnızca para politikasıyla değil; gerçek besiciyi destekleyen, sanayiden çıkan istihdamı kırsal üretime yönlendiren, Köykoopları güçlendiren ve planlı-sözleşmeli tarımı yaygınlaştıran bir modelle ele alınması gerektiğini gösteriyor.

İran ABD savaşı gıda fiyatları Türkiye kırmızı et enflasyonu Köykoop planlı ve sözleşmeli tarım

18 Temmuz 2026 — Ekonomi365 Haber Merkezi

Tahran–Ankara — İran ile ABD arasındaki savaş beşinci ayına girerken İran’dan paylaşılan güncel gıda fiyatları, Türkiye’de kırmızı et ve temel gıda enflasyonunu yeniden tartışmaya açtı. Sosyal medyada yayılan fiyat listesine göre İran’da 1 kilogram dana eti yaklaşık 420 TL, dana kıyma 315 TL, 10 kilogram pirinç 1.000 TL, 5 litre zeytinyağı 860 TL, 1 kilogram zeytin 150 TL, şeker 30 TL ve bir paket makarna 17 TL karşılığına satılıyor.

Söz konusu fiyatlar İran’ın tamamını temsil eden resmî ulusal ortalamalar değil. Fiyatların şehir, ürün kalitesi, kur ve satış noktasına göre değişebileceği dikkate alınmalı. Buna rağmen savaş, yaptırımlar ve yüksek enflasyonla mücadele eden İran’da bazı temel ürünlerin Türk lirası karşılığının Türkiye’den düşük kalması, Türkiye’nin tarım ve hayvancılık politikasına ilişkin önemli soruları gündeme getiriyor.

Türkiye’de güncel indirim marketi fiyatlarında 400 gram dana kıyma yaklaşık 330 TL, 400 gram dana kuşbaşı ise 399 TL seviyesinde bulunuyor. Bu fiyatlar kilogram başına kıymada yaklaşık 825 TL’ye, kuşbaşında ise 997,50 TL’ye karşılık geliyor. Böylece Türkiye’de kırmızı et fiyatı, İran’dan paylaşılan nominal fiyatların yaklaşık iki ila üç katına ulaşabiliyor.

İran’daki Fiyatlar Neden Türk Lirasına Çevrildiğinde Düşük Görünüyor?

İran fiyatlarını doğrudan Türk lirasına çevirmek, iki ülkedeki hayat pahalılığını tek başına açıklamaya yetmiyor. İran riyalinin dış para birimleri karşısında ağır değer kaybetmesi, ürünlerin Türk lirası karşılığını düşük gösteriyor. İran’daki ücret seviyesi ve satın alma gücü dikkate alındığında kırmızı et, İranlı tüketici açısından da ucuz bir ürün değil.

Bu nedenle karşılaştırmadan “İran halkı Türkiye’den daha rahat et tüketiyor” sonucu çıkarılamaz. Ancak satın alma gücü uyarısı, Türkiye’de kıymanın 800 TL’yi, kuşbaşının ise 1.000 TL’yi bulmasını açıklamaya da yetmiyor. Türkiye geniş tarım alanlarına, güçlü bir gıda sanayisine ve köklü hayvancılık geleneğine sahip olmasına rağmen tüketicinin kırmızı ete erişimi giderek zorlaşıyor.

İran–ABD savaşının Hürmüz Boğazı, petrol, doğal gaz ve taşımacılık üzerindeki etkileri Türkiye bakımından da yeni maliyet riskleri oluşturuyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi mazot ve nakliyeyi, doğal gazdaki artış gübre üretimini, deniz taşımacılığındaki aksama ise yem, gübre ve diğer tarımsal girdilerin maliyetini yükseltebilir.

Türkiye’de Gıda Enflasyonu Market Rafından Önce Başlıyor

Türkiye’de gıda fiyatlarının yüksekliği yalnızca kasap, manav veya marketlerin fiyatlama davranışıyla açıklanamaz. Sorun tarlada, merada ve ahırda başlıyor. Döviz kuru, mazot, gübre, yem, veterinerlik hizmetleri, elektrik, sulama, işçilik, kredi faizi, ambalaj ve nakliye maliyetleri üretimin her aşamasında fiyatı yükseltiyor.

Kırmızı ette maliyet zinciri daha da uzun. Bir hayvanın doğumundan kesim ağırlığına ulaşmasına kadar geçen sürede damızlık kalitesi, buzağı kayıpları, yem fiyatları, hastalıklar, veterinerlik giderleri ve finansman maliyetleri belirleyici oluyor. Besici yüksek faizle borçlanıyor, yemini pahalı alıyor ve hayvanını hangi fiyattan satacağını aylar öncesinden bilemiyorsa yeni üretime girmekten kaçınıyor.

Et ve Süt Kurumunun karkas alım fiyatı ile marketlerdeki raf fiyatı arasında önemli bir makas bulunuyor. Karkasın kemikten ayrılması, parçalanması, işlenmesi, fire vermesi, paketlenmesi ve soğuk zincirde taşınması doğal olarak ek maliyet yaratıyor. Bu nedenle karkas fiyatıyla raf fiyatı arasındaki farkın tamamını market kârı olarak görmek doğru değil. Ancak aradaki farkın büyüklüğü, kesimhane, toptancı, işleyici ve perakendeci aşamalarının şeffaf biçimde denetlenmesini gerekli kılıyor.

Gerçek Besici Desteklenmeden Kırmızı Et Enflasyonu Düşmez

Türkiye’nin hayvancılık politikasında temel öncelik, hayvanı gerçekten yetiştiren üreticinin desteklenmesi olmalı. Devlet desteği yalnızca işletme kaydı bulunan kişilere değil; hayvanı belirli süre besleyen, yem ve veterinerlik kayıtları bulunan, elektronik küpe sistemine dâhil olan ve ruhsatlı kesimhaneye teslim eden gerçek besiciye yöneltilmeli.

TÜRKVET kayıtları, banka ödemeleri, yem faturaları, veteriner kontrolleri ve kesimhane bilgileri birbiriyle eşleştirilerek üretim yapmayan aracılarla gerçek besiciler ayrılabilir. Destekler hayvan başına sabit bir tutarla sınırlı kalmamalı; yem, mazot, elektrik, işçilik ve finansman maliyetlerindeki değişime göre güncellenmeli.

Et ve Süt Kurumu üreticiyle üç ila beş yıllık sözleşmeler yaparak maliyet artı makul kâr esasına dayanan alım güvencesi sağlayabilir. Kurum, fiyat yükseldiğinde piyasaya ürün veren, fiyat düştüğünde ise üreticiden alım yaparak hayvancılığı koruyan gerçek bir düzenleyici kuruma dönüştürülmeli.

İthal besilik hayvan ve karkas et ithalatı kısa vadede arz açığını azaltabilir. Ancak sürekli ithalat, yerli besicinin gelecek beklentisini bozarak yeni yatırımların durmasına neden olabilir. Kalıcı çözüm; damızlık hayvan sayısının, buzağı veriminin, yem bitkileri üretiminin ve mera kullanımının artırılmasıdır.

Dünya Karkas Et Fiyatları Şeffaf Biçimde İzlenmeli

Türkiye’de kırmızı et politikası yalnızca iç piyasa fiyatlarına göre yürütülmemeli. Avrupa Birliği, Brezilya, Arjantin, Uruguay, Yeni Zelanda ve ABD’de oluşan karkas et fiyatları haftalık olarak izlenmeli ve kamuoyuna açıklanmalı.

Yerli üreticinin maliyeti ile dünya karkas et fiyatını aynı tabloda gösteren bir referans sistem kurulması, ithalat kararlarını ve Et ve Süt Kurumunun müdahalelerini daha öngörülebilir hâle getirebilir. Böylece üreticinin dünya fiyatlarının altında ezilmesi de tüketicinin küresel piyasalardan tamamen kopuk fiyatlarla karşılaşması da önlenebilir.

Türkiye Fasonculuktan Çıkarken İstihdam Sorununu Nasıl Çözecek?

Türkiye’nin düşük ücret ve düşük kâr marjına dayanan fason üretim modelinden çıkması gerekiyor. Savunma sanayisi, yazılım, elektronik, finansal teknolojiler, yapay zekâ, sağlık teknolojileri ve ileri mühendislik gibi yüksek katma değerli sektörler Türkiye’nin döviz kazancını, ihracat gelirini ve ekonomik dayanıklılığını artırabilir.

Savunma sanayisi ve yazılımda elde edilen başarılar, Türkiye’nin yalnızca tekstil, montaj ve düşük teknolojili üretimle büyümek zorunda olmadığını gösteriyor. Yüksek katma değerli ihracatın artması, cari açık ve döviz kuru üzerindeki baskıyı azaltarak ithal yem, gübre, enerji ve makine maliyetlerini dolaylı biçimde düşürebilir.

Ancak yüksek teknolojili sektörler geleneksel sanayiden çıkan bütün çalışanları aynı hızla istihdam edemez. Robotlaşma, otomasyon ve verimlilik yatırımları fabrikalardaki çalışan ihtiyacını azaltırken hizmet sektörünün de sınırsız istihdam yaratma kapasitesi bulunmuyor.

Sanayiden çıkan nüfusun tamamının büyükşehirlerde kurye, güvenlik, perakende, lokanta ve düşük verimli hizmetlere yönelmesi sürdürülebilir bir kalkınma modeli değil. Bu yapı konut, kira, ulaşım ve belediye hizmetlerine olan talebi artırarak hizmet enflasyonunu da yükseltebilir.

Bu nedenle iş gücünün bir bölümü modern tarım, hayvancılık, gıda işleme, paketleme, soğuk hava deposu, kırsal lojistik, biyogaz, tarım makineleri bakımı ve yenilenebilir enerji gibi alanlara yönlendirilmeli.

Verasetle Parçalanan Tarlalar Robotlaşmaya Uygun Hâle Getirilmeli

Türkiye’de tarım arazileri veraset yoluyla nesiller boyunca bölündü. Küçük, dağınık ve birbirinden uzak parsellerde traktör, modern sulama sistemi, biçerdöver, sensör, drone ve tarım robotu kullanmak zorlaşıyor.

Arazi toplulaştırması bu nedenle yalnızca kadastro işlemi değil; modern tarımın temel altyapılarından biri olarak görülmeli. Toplulaştırma çalışmaları gönüllü ortak üretim, uzun vadeli kiralama ve kooperatif modeliyle desteklenmeli.

Amaç küçük çiftçinin toprağını elinden almak değil; mülkiyeti koruyarak üretim ölçeğini büyütmek olmalı. Çiftçi arazisinin sahibi olarak kalırken kooperatif üzerinden ortak makine, sulama, gübreleme, ilaçlama, depolama ve pazarlama hizmetlerinden yararlanabilir.

Çözüm Eski Köye Dönüş Değil, Köykoop 2.0 Modeli

Türkiye’de binlerce tarımsal amaçlı kooperatif bulunmasına rağmen bunların önemli bir bölümü üretim, depolama, markalaşma ve pazarlama bakımından yeterince güçlü değil. İhtiyaç duyulan yapı, profesyonel yöneticisi, bağımsız denetimi, dijital muhasebesi ve ürün bazlı uzmanlığı bulunan yeni nesil bir Köykoop modelidir.

Köykooplar çiftçinin arazisini ortaklaştırmadan üretim araçlarını ortak kullanabilir. Traktör, tarım robotu, drone, biçerdöver, veteriner, ziraat mühendisi, yem fabrikası, süt toplama merkezi, kesimhane, soğuk hava deposu ve nakliye altyapısı kooperatif üzerinden kurulabilir.

Bu sistem küçük üreticinin girdi maliyetini toplu alımla düşürürken market, sanayici ve toptancı karşısındaki pazarlık gücünü artırabilir. Çiftçi ham ürünü düşük fiyatla satmak yerine paketlenmiş, işlenmiş ve markalı ürünün gelirinden pay alabilir.

Kırsal kalkınma yalnızca tarla ve ahırdan ibaret görülmemeli. Köy ve ilçe merkezlerinde süt işleme, peynir üretimi, et parçalama, paketleme, kurutma, konserve, yem üretimi, biyogaz ve e-ticaret tesisleri kurulmalı. Böylece tarımda doğrudan çalışmayan nüfus da büyükşehre göçmeden tarıma bağlı sanayi ve hizmetlerde istihdam edilebilir.

Planlı ve Sözleşmeli Tarım Fiyat Dalgalanmasını Azaltabilir

Türkiye’de çiftçi çoğu zaman bir önceki yıl pahalı olan ürünü ekiyor. Çok sayıda üretici aynı ürüne yönelince ertesi yıl arz fazlası oluşuyor ve fiyat çöküyor. Çiftçi zarar ederek üretimden çıktığında bir sonraki dönemde arz açığı ve fiyat patlaması yaşanıyor.

Planlı tarım bu “bir yıl bolluk, bir yıl kıtlık” döngüsünü azaltabilir. Devlet, bölgesel su kaynakları, toprak yapısı, iklim, nüfus, turizm talebi, sanayi ihtiyacı ve kamu tüketimini dikkate alarak hangi bölgede ne kadar ürün yetiştirileceğini planlamalı.

Ancak planlama, çiftçiye yalnızca ne üreteceğini söylemek değildir. Devlet üretim planı yapıyorsa satış ve fiyat riskinin bir bölümünü de üstlenmeli. Sözleşmeli üretimde üreticiye ekimden veya besiye girişten önce taban fiyat formülü, alım garantisi, uygun finansman, ürün sigortası ve zamanında ödeme güvencesi verilmelidir.

Taban fiyat sabit bir rakam yerine gübre, yem, mazot, elektrik, işçilik ve finansman maliyetlerindeki değişime bağlı olarak güncellenmeli. Sözleşmelerde çiftçinin güçlü alıcı karşısında korunması için hızlı tahkim ve kamu gözetimi bulunmalı.

Okulların, hastanelerin, askerî birliklerin, cezaevlerinin ve diğer kamu kurumlarının gıda ihtiyacının bir bölümü kalite standartlarını karşılayan kooperatiflerden uzun vadeli sözleşmelerle alınabilir. Büyük market zincirleri de Köykooplarla doğrudan alım anlaşmaları yaparak aracı sayısını azaltabilir.

Üç Harfli Marketler Enflasyonun Tek Sorumlusu Değil

BİM, A101 ve ŞOK gibi indirim marketlerini gıda enflasyonunun tek nedeni olarak göstermek doğru değil. Büyük alım hacmi, sınırlı ürün çeşidi ve yaygın lojistik ağı bazı ürünlerin daha düşük fiyatla tüketiciye ulaşmasını sağlayabiliyor.

Bu marketlerin Türkiye ekonomisinde gözden kaçırılan önemli katkılarından biri kayıt dışı ekonomiyle mücadeledir. Ürün girişleri faturaya, satışlar barkoda, stok hareketleri dijital sisteme, tahsilatlar ise yeni nesil ödeme kaydedici cihazlara bağlanıyor.

Ulusal zincirlerin tedarikçilerden fatura istemesi, çalışanlarını kayıtlı istihdam etmesi ve satışlarını fiş üzerinden gerçekleştirmesi; fişsiz, faturasız ve sigortasız çalışan kayıt dışı perakendeye karşı önemli bir engel oluşturuyor. Bu nedenle üç harfli indirim marketleri bir yönüyle kayıt dışı ekonominin en büyük rakipleri arasında bulunuyor.

Kayıtlı Olmaları Denetim Dışında Kalmaları Anlamına Gelmemeli

Büyük zincirlerin kayıtlı çalışması, fiyatlama ve tedarikçi ilişkilerinin denetlenmemesi anlamına gelmemeli. Perakende sektöründeki yüksek yoğunlaşma, bu şirketlerin üretici ve tedarikçiler karşısındaki pazarlık gücünü artırıyor.

Devlet, temel gıda ürünlerinde üretici fiyatını, marketin alış faturasını, ödeme vadesini, lojistik giderini, fire oranını ve nihai raf fiyatını aynı dijital sistem üzerinden takip edebilmeli.

Özellikle et, süt, yağ, şeker, pirinç ve yumurtada haftalık maliyet ve marj tabloları hazırlanmalı. Etiket ile kasa fiyatı arasındaki uyumsuzluk, gerçek olmayan indirim kampanyaları, tedarikçiye uygulanan uzun ödeme vadeleri, raf bedelleri ve özel markalı ürün sözleşmeleri düzenli biçimde incelenmeli.

Denetim işletmeleri suçlu ilan eden ani baskınlarla sınırlı kalmamalı. Amaç maliyet artışıyla fırsatçı fiyatlamayı birbirinden ayırmak ve tüketiciyle üretici arasındaki zinciri şeffaflaştırmak olmalı.

Enflasyon Yalnızca Faizle Değil, Üretimle de Düşürülür

İran’da savaşın beşinci ayında görülen düşük nominal gıda fiyatları, İran ekonomisinin Türkiye’den daha sağlıklı olduğunu kanıtlamıyor. Ancak Türkiye’de dana kıyma ve kuşbaşı fiyatlarının 800–1.000 TL bandına ulaşması, tarım ve hayvancılık politikasındaki yapısal sorunları görünür hâle getiriyor.

Türkiye’nin savunma sanayisi, yazılım ve ileri teknolojiyle fasonculuktan çıkması; kırsalda ise kooperatifleşme, arazi toplulaştırması, robotlaşma, planlı üretim ve sözleşmeli hayvancılıkla verimliliği yükseltmesi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.

Sanayiden çıkan iş gücünün tamamını büyükşehirlerde düşük verimli hizmet sektörüne yönlendirmek yerine bir bölümünü kırsal gıda sanayisine kazandırmak hem istihdamı hem de arz güvenliğini güçlendirebilir.

Köylerde yalnızca tarla ve ahır değil; yem fabrikası, süt işleme tesisi, kesimhane, et parçalama, paketleme, soğuk hava deposu, kırsal lojistik, biyogaz ve yenilenebilir enerji yatırımları da kurulmalı.

Bu model gıda fiyatlarını birkaç ay içinde düşürmeyebilir. Hayvan varlığının artırılması, arazilerin toplulaştırılması, kooperatiflerin kurumsallaşması ve kırsal tesislerin kurulması zaman gerektirir. Ancak gerçek besiciye maliyete endeksli destek, üreticiye alım garantisi, güçlü Köykooplar, dünya karkas fiyatlarını izleyen şeffaf bir sistem ve kayıtlı market zincirlerinde sürekli marj denetimi birlikte uygulanırsa gıda enflasyonunun yapısal kaynakları azaltılabilir.

Para politikası genel talebi ve enflasyon beklentilerini kontrol ederken, planlı ve sözleşmeli üretim gıdadaki arz açığını ve ani fiyat sıçramalarını azaltabilir. Türkiye’nin kalıcı enflasyon mücadelesi yalnızca tüketimi kısmakla değil; toprağı, hayvanı, üreticiyi ve iş gücünü yeniden üretime bağlamakla başarıya ulaşabilir.

Kaynaklar ve Açık Kaynak Notu